Bal Ne İşe Yarar?

Bal, bitki çiçek nektarlarının ve polenlerinin bal anları tarafından toplanması ve kendi vücutlarındaki özel maddelerin ve işlemlerin de yardımıyla hazırlanması sonucu oluşan bir besin maddesidir. Bal, tarıh boyunca tabiatın bize sunduğu hazineler içerisinde en mükemmel besindir. Bal, arılar tarafından petekteki mumdan hazırlanmış kutucuklarına doldurulup üzerleri bu mumla kapatılarak muhafaza altına alınır. Bal, bu mumlarla birlikte yerıebildiği gibi santrifüj sistemiyle mumlardan ayrılıp süzme bal olarak da değerlendirilir.

BALIN RENGİNE DİKKAT EDİN!

Balın rengi, kokusu, kıvamı. aroması, lezzeti, dayanıklılığı; arıların, poleni ve nektarlarından faydalandığı bitki çeşidine ve bitkilerin yetiştiği ekolojilere bağlı olarak farlılıklar gösterir. Zira, doğa, çok zengin bir bitki çeşitliliğine sahiptir. Bal, saf ve sadece bitki çiçeklerinin özsularından yapılmış ise balın rengi altın sarısı renktedir. Bilinen rengi ise sarı-kırmızımsıdır. Arılara şeker verilerek yaptırılan balın rengi, koyu kahve renklidir.

Bal, koku tutucudur. Balm kokusu, tadıldığı zaman alınır.. Kokusu, yöredeki çiçeklerin kokusuna göre oluşur. Sıcak bölgelerin balının kıvamı koyu, serin ve yüksek yerlerin balının kıvamı daha akıcı olduğu gibi tat, lezzet ve aroma bakımından daha kalitelidir.

BALDA HANGİ VİTAMİNLER VAR?

Balda, 200’den fazla bileşik saptanmıştır. Bal; %100 saf olmanın yanında, arı sütü ve poleni ile birlikte değerli kompleks vitaminler, mineraller (demir, bakır, potasyum, magnezyum, kalsiyum, fosfor, alüminyum, krom, nikel ve kobalt), enzimler, karbonhidratlar, proteinler (l7’den fazla), amino asitler (fruktoz, glikoz, sakaroz, maltoz gibi şekerler, yüksek şekerler, serbest asitler, laktone, nitrogen) vb. gibi besin öğeleri de içerir. Balın %18’1′ su, %36.5’i glikoz, %40.5’i fruktoz, %0.5’i protein ve %1.9’u sükroz gibi monosakkaritlerden oluşur. Az miktarda C ve B kompleksi vitaminler de Vardır. Enzimlerin bir kısmı bitkilerden bir kısmı da arıların salgı bezlerinden ileri gelir. Enzimler, balın en değerli maddeleridir. Doğal olan ve tanımayan ballarda enzim miktarı yüksektir. Bu ballar daha kaliteli ve değerlidir. Balı ısıtma işlemi, enzimin değerini azaltır. Salgı balları, mineral bakımından daha zengindir. Bu balların, bu nedenle, tedavi etme özeliği daha yüksektir. Kristalize olmadıkları için de tercih edilirler.

BALI KİMLER YEMEMELİ?

Balın bileşiminde bulunan vitaminler ve flovanoidler; radikal tutucu, lipit peroksidasyonu engelliyici, antiülseratif, antibakterial, antifungal, antiviral, antikarsinojen, antihipertansif, antiflamator, analjezik vb. etkilere sahiptir. Bal, doğal bir enerji kaynağıdır. Bu nedenle; çocuklar, yaşlılar, sporcular, hasta ve düşkünler ile sağlıklı insanlar tarafından severek yenmekte ve bilinçli olarak tüketilmektedir. Balın enerji değeri yüksek olup 100 g’ında 290-310 kalori içerir. Balın monosakkaritleri, sindirimi gerektirmediğinden doğrudan kana karışır ve hemen enerji verir. Bu nedenle, kısa zamanda yoğun miktarda enerji gereksinmelerinin karşılanması bakımından çok elverişli bir besindir. Zayıf, iştahsız ve bedensel aktiviteleri yüksek olanların ihtiyaç duyduğu enerjinin kolay sağlandığı bir kaynak olması bakımından da önemlidir. Buna karşın, durgun hayat süren ve oturarak çalışan, iştahı yerinde olan kişiler için uygun olmayan bir besin maddesidir. Özellikle, şeker hastalarında, aniden kan şekerinin yükselmesine sebep olduğu gibi bazı kişilerde ani düşüşlerin nedeni de olabilir. Bu nedenle, mide ameliyatından sonra ortaya çıkan “damping sendromu”ndan dolayı bu hastalar için uygun değildir.

ZEHİRLİ BALA DİKKAT!

Bazı katı maddeler, şeker ve bal karışımından arılara hazırlattırılan bal, hileli bal olup saf ve kaliteli balın yerini tutmaz. Arılar, zehirli bitkilerin nektarlarından “zehirli bal” yaparlar. Marmara ve Karadeniz Bölgelerimizde bu tür bala rastlanır. 50-100 g dolayında yendiği zaman dahi zehirleme yapabilir. Zehirlenme belirtisi olarak baş dönmesi, kusma, mide bulantısı, halsizlik, terleme görülür. Hastanın kurtulması için; ishal durumu veya lavman yoluyla en kısa zamanda boşaltılması sağlanmalıdır.

Bal, güçlü bir apiterapi özelliğim sahiptir. Apiterapi, arı ürünlerinin, hastalıkların tedavisinde veya önlenmesinde kullanılmasıdır. Uzak Doğu ülkelerinde başlayan ve yaygın olarak kullanılan apiterapi, bugün pek çok ülkede apiterapi merkezleri sevisinde faaliyet alanı bulmuştur.

BAL NEYE İYİ GELİR?

Bal, oldukça geniş bir etki spektrumuna sahiptir. Kansızlığı önler, kalsiyum emilimini artırdığından kemik gelişmesini sağlar, hazmı kolaylaştırdığından vücuda enerji ve direnç kazandırır, kanı temizler, romatizmayı iyileştirir, yüksek tansiyonu düşürür, onikiparmak bağırsağı ülseri ile gastrit-ülser yaralarının tedavinde yardımcı olur. Bal, damar sertliğini giderdiği gibi sinirleri sakinleştirir, akciğeri düzenler, cilde sürüldüğünde cildi güzelleştirir. Bal, bazı boğaz ve yutak iltihaplarında yendiğinde fayda sağlar. Bal, sıcak su ile birlikte içilirse ishali keser, soğuk su ile içilirse kabızlığı önler, sütle birlikte içildiği zaman tenyayı düşürür.

Bal, çok güçlü anti-mikrobiyal özelliğinden dolayı Hipokrates zamanından beri hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Zira, Eski Mısırlılar cerrahi pansumanda, göz iltihaplarının tedavisinde; Çinliler ve Hintliler çiçek hastalığının yayılmasını önlemede kullanmıştır ve halen Nijerya’da öksürük kesici olarak kullanılmaktadır. Bunun yanında, bal, yara ve yanıkların tedavisinde, kulak iltihabının kurutulmasında (kulağa akıtılarak), difteri vakalarında çocukların ağız ve boğazlarına sürülerek iyileştirilmesinde yararlanılmaktadır.

BAL HANGİ HASTALIKLARIN TEDAVİSİNDE KULLANILIYOR?

Balda, birçok mikroorganizma yaşayamamaktadır. Zira, bal temas ettiği mikroorganizmaları öldürmekte ve içerisinde barındırmamaktadır. M.Ö. 6. asra ait Mısır Piramitlerinde bulunan çömleklerdeki balın hala bozulmamış olması nasıl izah edilir? Günümüzde Amerikan ve İngiliz hastanelerinde mikrop öldürücü olarak yoğun bir şekilde balın kullanılması ve Almanya’da soğuk algınlığında baldan istifade edilmesi, basit bir tesadüf olmasa gerektir. Ülkemizde, kırsal kesimlerde büyük baş hayvanlarda görülen kangrene dönüşen yaraların tedavisinde, çavdar unu, zeytinyağı ve bal eşit miktarda karıştırılarak macun-merhem elde edilmekte ve bu merhem yaralara sürülmektedir. Bal, karaciğer hastalıklarında da başarı ile kullanılmaktadır. Bu uygulamada, balın hem anti-mikrobiyal etkisinden ve hem de fruktozun doku ve kasları yumuşatıcı ve gevşetici özelliğinden yararlanılır. Baldan, aynı zamanda yara-yanık izlerinin azaltılmasında, doku yenilenmesinin hızlandırılmasında, katarakt, kornea ve konjuktivit rahatsızlıklarında da faydalanılır: Zira, kornea ülserini, saf bal veya bal ile hazırlanan %3’lük sulphidine pomadı ile tedavi eden hekimler vardır.

Balın anti-mikrobiyal özelliği, balın yapıldığı bitki türüne göre değişmektedir. Lavanta, karahindiba, balçiği ve kolza-kanola balları en yüksek oranda anti-mikrobiyal özelliğe sahip olduğu halde ormangülü, okaliptüs ve portakaldan elde edilen bal daha düşük miktarda anti-mikrobiyal maddeler içerir.