Akdeniz Diyeti Ne İşe Yarar?

Akdeniz ülkelerinin besin maddeleri ve beslenme alışkanlıkları, diğer birçok ülkeye göre farklılıklar gösterir. Akdeniz bölgesinde yaşayan insanların enerji ihtiyaçlarının büyük bir kısmı (%60-70), kepeği alınmamış tahıllar ve zeytinyağından karşılanır. Protein kaynağı olarak süt ve süt ürünleri ile kuru baklagiller sofrada önemli bir yer tutar. Buna karşın, kırmızı ve beyaz et tüketimi az, balık tüketimi fazladır. Meyve, sebze ve yabancı odana tüketimine ağırlık verilir. Bu beslenme tarzında, vücudun provitamin A (karoten), Bl, C ve B vitaminleri, posa, folik asit, niacin (nikotinik asit = PP vitamini) gibi vücut için önemli maddeler yeteri kadar sağlanmaktadır. Yemeklerde ve salatalarda soğan ve sarımsağın fazlaca kullanılması da ayrıca bir farklılıktır. işleri gereği günlük aktiviteleri çok hareketlidir. Buna göre, beslenmede batı ülkelerinden daha fazla yağ tüketirler. Ancak, bölge insanı, hareketli olmaları dolayısıyla batı ülkeleri insanından çok daha sağlıklıdır.

Buradaki espri şudur. Akdeniz beslenme tarzında; gıdalarla vücuda bol miktarda, vücudu serbest radikallere (kanser yapıcı özellik kazanmış kimyasal bileşiklere) karşı koruyucu özellikteki C, B vitaminleri, karoten gibi antioksidant maddeler alınmaktadır. Kızartmalara yer verilmemekle, doymuş yağ asitleri ile serbest radikaller de alınmamaktadır.

BEYİN FELCİ VE DAMAR TIKANIKLIĞI DAHA AZ GÖRÜLÜYOR

Girit, Japonya, Finlandiya, Norveç, İtalya gibi ülkelerin de içinde bulunduğu ülke halklarının yaşam tarzları, beslenme faktörleri ve beslenme alışkanlıkları ile hastalık oranları arasındaki ilişkinin incelendiği 10 yıldan uzun süren araştırma sonuçları çok çarpıcı bulunmuştur. Akdeniz ülke halklarının kanlarında, kolesterol düzeyleri daha düşük bulunmuştur. Akdeniz beslenme tarzı ile; koroner ve serebral arter yapılarının hasara uğramaması, damarların dayanıklı bir yapıda oluşması sağlandığı gibi, üreme sistemi, kas ve cilt yapı ve fonksiyonları da normal seviyede olmakta, beyin felci, damar tıkanmaları daha az görülmektedir.

Oysa, ingiltere, Japonya ve diğer ülkelerde; doymuş yağ ve yağda kızartılmış ürün, kırmızı et, tütsülenmiş ürün ve hazır gıda tüketiminin yüksekliğine paralel olarak, kanda LDL (kötü kolesterol) düzeyi de yüksektir. Bu nedenle, enfarktüs riski artmaktadır. Napoli-Italya ve Bristol-İngiltere

insanlarının sağlık durumları kontrol-mukayese edilmiş ve Napoli insanlarının kanlarında LDL kolesterol değeri düşük, karoten ve E vitamini düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Napolililerin, daha fazla zeytinyağı tükettikleri ve daha fazla domates yedikleri tespit edilmiştir. Zira Zeytinyağının haricindeki sıvı yağlar, LDL düzeyini yükseltmektedir. Çünkü: Zeytinyağı, a-linoleik asitçe (Omega-3) daha zengin, diğer bitkisel yağlar işe çoklu doymamış yağ asitlerince daha zengindir. Omega-3 yağ asidinin diyette artması, koroner kalp hastalığının önlenmesinde yardımcı olur.

SIZMA ZEYTİNYAĞININ ROLÜ BÜYÜK

Benzer şekilde, Akdeniz ülkelerinde fazlaca tüketilen soğan ve sarımsakta bulunan bazı elementler (prostaglandin Al hormonu) de arter basıncını azalttığından HDL düzeyi yükselmektedir. Akdeniz yemeklerinde; zeytinyağlı olarak tanımlanan yemeklerin çoğunda ayçiçeği yağı, mısırözü yağı, soya yağının yoğun kullanıldığı da unutulmamalıdır.

İhtiyaç duyduğu enerjinin %50’sini doymuş yağlardan karşılayan İskoç ve Fin bölgelerinde yaşayan halkın, kalp-damar hastalıklarına yakalanma oranı en yüksek düzeyde bulunmuştur. En düşük. kalp hastalıkları oranı ise, Fin ve İskoç oranlarından 30 kat daha düşük olarak Girit’te saptanmıştır: Dünyada en az yağ tüketen ülke olarak bilinen Japonya’da bile, kalp hastalığı oranı, Girit’teki orandan daha yüksek bulunmuştur. Zira, Girit’in beslenme tarzında sızma zeytinyağı tüketimi ağırlıktadır. Sızma zeytinyağında, tekli doymamış yağ asidi oranı %78, çoklu doymamış yağ asidi oranı ise %8 civarındadır. Girit’in beslenme tarzı genelleştirilerek “Akdeniz Tarzı Beslenme” olarak ifade edilmiştir. Akdeniz tarzı beslenmede; yağlar içerisinde ağırlıklı olarak sızma zeytinyağı, pirinç, makarna, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, kuru fasulye, nohut, kuruyemiş, taze meyve yer almaktadır. Günlük aktiviteleri ise, diğer ülke insanlarının aktivitelerinden daha yüksektir. Buna; geniş bağları, öğleyin yaptıkları şekerlemeler ve bir tarım ülkesi oluşunu da ilave etmek gerekir.

KOLON KANSERİ RİSKİNİ AZALTIYOR

Akdeniz tarzı beslenmede, kepekli ekmek ve bulgurun fazlaca tüketilmesi ile fazla miktarda thiamin (Bl vitamini) ve niasine alınmaktadır.

Bu vitaminler, kasların ve sinirlerin yapıları ve işlevlerinin düzenli olmasını  sağlamaktadır. Bu besin maddelerinde, lif-posa oranı da fazla olduğundan, sindirim sistemi düzenli çalışmakta ve kabızlık önlenmektedir. Ayrıca, bağırsaktan, kanser yapıcı maddeleri kısa sürede boşalttığından kolon kanser riskini de azaltmaktadır.

Yabancı otlara fazlaca yer verildiğinden fenoller, sülfidler gibi bileşikler de fazlaca alınmaktadır. Bu bileşikler, bazı kanser yapıcı maddelerin etkisini azaltmaktadır. Akdeniz tarzı beslenmede yağ tüketiminin azlığı; prostat, meme ve mesane kanser riskini de azaltmaktadır.